"Büyük kelimesine sığmayacak kadar büyük ve harikulade bir an olacaktı o an; Alaaddin daha kapımdan girer girmez bende oluşmaya başlayan hiç tanımadığı bambaşka bir Alaaddin'le, ben de her iki Alaaddin'e yansıyan kendimle karşılaşacaktım. Tıpkı, yüzyüze gelmiş aynalar gibi..."
"Kayboluyoruz belki bazı gözlerde; bir alay gürültü şeklinde salkım saçak ortaya çıkıyor, anlaşılmaz işaretler gibi birtakım kafaları karıştırıyor, sonra da ayak seslerimizi şarkıların içine döke saça, yavaş yavaş gözden, gönülden ve hayattan uzaklaşıyoruz."
"Bakılmasınmış benim böyle Alaaddin, Alaaddin deyip durduğuma; bu Alaaddin, pekala hiç tadılmamış bir özlemin, kelimelere hiç dökülmemiş bir duygunun, henüz şekline göz değmemiş bir eşyanın, ya da hayali bile kurulmamış bambaşka bir hayatın adı olabilir, hatta",
" ...şehrin ve zamanın o noktasında avare avare gezip dolaşırken, sonunda herkesin yüzünde Alaaddin'in yüzünden bir parça görmeye başladığımı söyleyebilirim.
.... nedense buna öyle inanıştım ki, artık o günlerde insanların ellerini bir araya getirebilirsem, pekala Alaaddin'in ellerini yaratabilirmişim gibi geliyordu bana. Gözlerini bir araya getirebilirsem, gözlerini yaratabilirmişim. ya d, ayaklarını bir araya getirebilirsem, ayaklarını. Omuzlarını sonra, duruşunu, gülüşünü, bakışını, eğilişini, doğruluşunu, yürüyüşünü...."
"Anlaşılan, insanoğlunun, kendi yarattığı şeyi bile elinde tutamayacak kadar zayıf ve çaresiz bir yaratık olduğunu bilmiyormuşum daha. Hatta ben, kendi dışımda kalan birçok şeyi bilmediğim gibi, ne yazık ki insanın aradığını hiçbir zaman, hiçbir yerde bulamayacağını da bilmiyormuşum. Bulamazmış oysa... Ona benzer birtakım şeylerle karşılaşabilirmiş belki, çoğu kez bunlardan bazılarını aradığı şeyin ta kendisi sanabilir, hatta onlara bir an için sımsıkı, hiç kopmamacasına sarılabilir ve işte böylece, insanın algılama zayıflığından doğan tatlı bir yalanın içinde bir süre de olsa oyuncağına kavuşmuş bir çocuk gibi avunabilmiş ama, nedense aranan asıl şey hep insanın içinde kalırmış... Hem de, kimi zaman kılık değiştirip kendini başka bir şeymiş gibi kabul ettirerek, kimi zaman da bir el hareketinin nedensizliğine, bir bakışın bulanıklığına, bir iç çekişin derinliğine ya da bir soluk alıp verişin alışılmışlığına gizlenip kalırmış... "
"...hayata ne kadar umutsuz bakarsa baksın, bu gözler arada bir kendiliğinden, rüzgar yemiş bir çft ela göl gibi ışıl ışıl dalgalanırlar. Alaaddin'in alabildiğine karanlık ve en ücra bir köşesinde Alaaddin'in bile farkına varamadığı daha güçlü birisi yaşar da, bağdaş kurduğu yerden kalkıp aklına estikçe onun gözlerindeki feri uzun bir çubukla, tıpkı sönmeye yüz tutan bir ateş gibi eşeler sanki..
Belki, Alaaddin'in gözlerinde uyuklayan ışıltılar sağa sola saçılıp biraz da başka şeyleri tamamlasın ister. ya da o gözlere bakan gözlere, bu ışıltılar aracılığıyla Alaaddin'den bir şeyler bulaşsın... Güzelliğiyle Alaaddin'in ruhuna sızıp onun içindeki sessizlik kuyularını aydınlatan bir tatar kızının, usulcacık gülüşü sözgelimi. Bu gülüşün beyazları çoğaltan esmerliği. Bu esmerliğin harikulade sıcaklığı. Bu sıcaklığın, insanı bir anda kocaman bir dağ gibi büyütüveren sokulganlığı..."
bu değerli satırlar, hasan ali toptaş'ın bin hüzünlü haz kitabından..
"Kayboluyoruz belki bazı gözlerde; bir alay gürültü şeklinde salkım saçak ortaya çıkıyor, anlaşılmaz işaretler gibi birtakım kafaları karıştırıyor, sonra da ayak seslerimizi şarkıların içine döke saça, yavaş yavaş gözden, gönülden ve hayattan uzaklaşıyoruz."
"Bakılmasınmış benim böyle Alaaddin, Alaaddin deyip durduğuma; bu Alaaddin, pekala hiç tadılmamış bir özlemin, kelimelere hiç dökülmemiş bir duygunun, henüz şekline göz değmemiş bir eşyanın, ya da hayali bile kurulmamış bambaşka bir hayatın adı olabilir, hatta",
" ...şehrin ve zamanın o noktasında avare avare gezip dolaşırken, sonunda herkesin yüzünde Alaaddin'in yüzünden bir parça görmeye başladığımı söyleyebilirim.
.... nedense buna öyle inanıştım ki, artık o günlerde insanların ellerini bir araya getirebilirsem, pekala Alaaddin'in ellerini yaratabilirmişim gibi geliyordu bana. Gözlerini bir araya getirebilirsem, gözlerini yaratabilirmişim. ya d, ayaklarını bir araya getirebilirsem, ayaklarını. Omuzlarını sonra, duruşunu, gülüşünü, bakışını, eğilişini, doğruluşunu, yürüyüşünü...."
"Anlaşılan, insanoğlunun, kendi yarattığı şeyi bile elinde tutamayacak kadar zayıf ve çaresiz bir yaratık olduğunu bilmiyormuşum daha. Hatta ben, kendi dışımda kalan birçok şeyi bilmediğim gibi, ne yazık ki insanın aradığını hiçbir zaman, hiçbir yerde bulamayacağını da bilmiyormuşum. Bulamazmış oysa... Ona benzer birtakım şeylerle karşılaşabilirmiş belki, çoğu kez bunlardan bazılarını aradığı şeyin ta kendisi sanabilir, hatta onlara bir an için sımsıkı, hiç kopmamacasına sarılabilir ve işte böylece, insanın algılama zayıflığından doğan tatlı bir yalanın içinde bir süre de olsa oyuncağına kavuşmuş bir çocuk gibi avunabilmiş ama, nedense aranan asıl şey hep insanın içinde kalırmış... Hem de, kimi zaman kılık değiştirip kendini başka bir şeymiş gibi kabul ettirerek, kimi zaman da bir el hareketinin nedensizliğine, bir bakışın bulanıklığına, bir iç çekişin derinliğine ya da bir soluk alıp verişin alışılmışlığına gizlenip kalırmış... "
"...hayata ne kadar umutsuz bakarsa baksın, bu gözler arada bir kendiliğinden, rüzgar yemiş bir çft ela göl gibi ışıl ışıl dalgalanırlar. Alaaddin'in alabildiğine karanlık ve en ücra bir köşesinde Alaaddin'in bile farkına varamadığı daha güçlü birisi yaşar da, bağdaş kurduğu yerden kalkıp aklına estikçe onun gözlerindeki feri uzun bir çubukla, tıpkı sönmeye yüz tutan bir ateş gibi eşeler sanki..
Belki, Alaaddin'in gözlerinde uyuklayan ışıltılar sağa sola saçılıp biraz da başka şeyleri tamamlasın ister. ya da o gözlere bakan gözlere, bu ışıltılar aracılığıyla Alaaddin'den bir şeyler bulaşsın... Güzelliğiyle Alaaddin'in ruhuna sızıp onun içindeki sessizlik kuyularını aydınlatan bir tatar kızının, usulcacık gülüşü sözgelimi. Bu gülüşün beyazları çoğaltan esmerliği. Bu esmerliğin harikulade sıcaklığı. Bu sıcaklığın, insanı bir anda kocaman bir dağ gibi büyütüveren sokulganlığı..."
bu değerli satırlar, hasan ali toptaş'ın bin hüzünlü haz kitabından..
başlık ise yılmaz odabaşı'nın feride adlı kitabından..
her iki kitap da bana hediyedir;
ikincisi çocukluğum kadar eski bir arkadaşımdan. ben birlikte büyüdüğümüz şehri terk eyledikten sonra mektubunda, "boncuk gözyaşlarım da bilir ki onların kıymetini bilecek bir arkadaşın yoksa akması boşunadır" yazmış olan...
ilki ise, ben ıssızlaştığım, "göğüne benzer ki gözyaşları mavidir" dediğim günlerde, kilometrelerce öteden sezerek kayp ruhumu, "ama yine de benzemez bazı insanlar herkese" sözüyle dokunup tazelediği günüm kadar yeni bir arkadaşımdan..
kitaplarınız kadar kelimeleriniz, kelimeleriniz kadar bizatihi varlığınız hediyedir yaşamıma..
sağlığınıza :)
15 yorum:
Sağlığına canım benim ;)
parpalim, yaşamın taa göbeğinde buldum ben seni, o yüzden gürül gürül akan hayata, sağlıkla ;)
Can başlık nasıl tanıdık dedim de bir an kala kaldım sen de öylesin ya sanki yıllardır varmış gibi.
Ah bilirim okurum ben bu şiiri. Çok güzel şiiri canım şiiri.
Herkesin bir sahnesi vardır bir de sahnesizliği deyip usul usul çekerim o acıyı.
Öperim canım Nil.
Nil bu güzelliğinden özel.. desem..
Paylaşımınızı yürekten hissedip samimi bulan Özgür'den size: Her zaman kimi kimselerimizin, gözyaşı - kahkaha paylaşanlarımızın olacağı, kİmsesizliği unutmuş yaşamlarımız olması dileğiyle, sevgiyle...
@can; yıllarca aynı satır aralarında dolaşmış olmanın tanıdıklığı..ne güzel :)
@lunam; bir şiir bir kitap boyunca sürer de hiç mi kopmaz insan bir an için bile değil mi.. kucakladım sımsıkı.
@dayatılanla yaşayan; iki kelimeyle hem beğenip hem mutlu etmeyi başarabilmen ne güzel desem :)
@özgür; ne güzel bir dilek, samimiyetini ben de hissediyorum, kelimeler sahici olunca, yerini buluyor işte..çok teşekkür ederim :)
bak şimdi ya sinirlenmeyeyim diyorum ama tahrik ediyorsunuz beni elimde değil!
tahrik yook, muhabbet var mayam, öperim sabah sabah, ki günün güzel geçsin :))
canım kalemine sağlık
çok hoş giriş yazı kitaplardan güzel seçmişsin.
tanıştığıma memnun oldum
:)))
bir kase lezzet, teşekkür ederim, ben de memnun oldum :)
Ne güzel bir bitiş cümlesi olmuş :)
Salut Bolat :)
Canım geldim sonunda özleyerek.
Hoşgeldin bitanem, devamı konuşaraktan :)
Yorum Gönder